14 Temmuz 2017 Cuma

Şehitlerimiz İçin

  Biz millet olarak birçok destan yazdık. Denilebilir ki şuana kadar kurmuş olduğumuz her bir devletin sahip olduğu ayrı ayrı destanları vardır. Biz, millet olarak destanlar yazarak devletlerini ayakta tutmuş, ileri götürmüş ve düşmanlarına korku salmışızdır. Dünyada destanlaşan bir milletiz ve bu millete ait olmaktan, bu ülkenin bir ferdi olmaktan, bu denli cesaretli atalara ve arkadaşlara sahip olmaktan ne kadar gurur duysak azdır, ne kadar şükretsek kâfi değildir.

  15 Temmuz destanının sene-i devriyesine yaklaşıyoruz. Neredeyse bir yıl geçmesine rağmen hainlere karşı gösterilen kahramanlık ilk günkü gibi aklımızda. Zor bir dönemeçten geçtik, Türkiye fedakâr ve kahraman milleti sayesinde ülkesine kem gözle bakanlara unutamayacakları büyük bir ders verdi. Bizler,  o gece hepimiz birdik; hainlerin karşısında duran vatandaşıyla, askeriyle, polisiyle, hakimiyle, savcısıyla, milletvekiliyle, başbakanıyla, cumhurbaşkanıyla... Yine biriz ve eskisinden daha güçlü bir milletiz.

  Şehitlerimiz... Ülkemizin ve milletimizin mihenk taşlarını oluşturan kahramanlarımız...  Malazgirt'den bugüne... Yakın tarihimizde ise Çanakkale Savaşı, Kurtuluş Savaşı ve 15 Temmuz... Bu mücadelelerimizde de hepimiz birdik ve mücadelemizi hep beraber verdik. Çanakkale'de, düşmesin diye koca bir kale 250.000 şehit verdik. O gün bizi bitirmek isteyen herbir ülkeye ayrı ayrı ders verdik. Ne kadar zor durumda olursak olalım bizim, şükürler olsun, iman dolu göğsümüz var dedik. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasında, Kurtuluş Savaşı'nın kazanılması için ümitli olabilmenin bir mihenk taşı oldu, Çanakkale. Oğlunun başına kına yakıp gönderen ananın yeridir, Çanakkale. Daru'l - Fünun'da okuyan öğrencilerin vatanımız olmazsa geleceğimiz bir hiçtir diyerek şahadete ulaşmak için koştukları yerdir, Çanakkale.

  15 Temmuz şehitlerimiz  aklıma düşünce Çanakkale şehitlerimiz düşüveriyor aklıma ya da Çanakkale şehitlerimiz aklıma gelince 15 Temmuz şehitlerimiz geliveriyor aklıma. Ülkemizi boyunduruk altına almak isteyen hainlere, düşmanlara ve dost görünümlü düşmanlara gerekli dersin verildiği tarihti, 15 Temmuz. Geri gelmeyi hiç düşünmeden, vatansız "can" sinede yüktür diyerek şahadete koşanların destan yazdığı tarihti, 15 Temmuz. Milletin herbir kesminden 250 vatan evladının dini, vatanı, milleti için gözlerini kırpmadan canlarını verdikleri, şehit oldukları tarihti, 15 Temmuz.

   Çanakkale şehitlerimiz için söylenebilecek en güzel sözleri mısralarına yansıtmıştı, milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy.  Bu ülke öyle bir ülke ki o mısralara layık olabilecek vatan evlatları yetiştirmeye devam ediyor;

... "Şüheda gövdesi, bir baksana dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyada eğilmez başlar,
Yaralanmış tertemiz alnından, uzanmış yatıyor.
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!

Ey, bu toprak için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhidi...
Bedrin arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
Gömelim gel seni tarihe desem, sığmazsın.
.
.
.
Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber."

   Peki, 18 Mart ya da 15 Temmuz geldiğinde sadece anarak geçirerek ve her sene-i devriyede yapılan programları izleyerek şehitlerimizin haklarını ödeyebilir miyiz? Ya da onların ulaşmak istedikleri gayeye ne kadar yaklaşabiliriz? Biz zaferlerimizi, o zaferleri kurşunlara, tanklara, uçaklara vücutlarını siper ederek şehit düşen evlatlarımızı millet olarak her yıl sadece anarak hatırlamak, vatanları uğruna canlarını feda eden evlatlarımıza gerekli değerin verilmesini sağlamıyor olabilir. Bundan dolayı her anımızda yaşayalım ki hatırlamak zorunda kalmayalım. Zira birşeyi hatırlıyorsak unutmuşuz demektir.

   Peki nasıl her anımıza yansıtacağız? 250 vatan evladı ülke kaosa sürüklenmesin diye, öğrenci öğrenimine devam edebilsin diye, öğretmen öğrencileri ile ders zili çaldığında buluşabilsin diye,  üniversiteler mezun vermeye devam edebilsin diye, çalışan işine, işveren şirketine gidebilsin diye, ülkenin finans sistemi bozulmasın diye kısaca ülkenin birliği dirliği bozulmasın diye her birimize ayrı ayrı görev yükleyip şehit oldular. Bundan dolayı şehitlerimiz bu ülkenin gelişimi devam etsin diye gözlerini kırpmadan ölüme yürüdülerse bizler de eğer öğrenci isek daha iyi bir öğrenci olmalıyız, öğretmen isek çok daha iyi bir öğretmen olmalıyız, çalışan isek sağlanan koşullara göre mümkün olduğunca verimli çalışmalıyız, yatırımcı isek paramızı faize yatırmak yerine üretime kanalize etmeliyiz, banka genel müdürü isek daha fazla üretime nasıl destek olurum diye düşünüp faizleri düşürmenin yollarını aramalıyız. Kısaca her birey olarak ne ile uğraşıyorsak uğraştığımızın en iyisini yapmaya gayret göstermeliyiz. Yoksa gün gelip çattığında bu ülkenin bekasını bize emanet eden şehitlerimizin yüzüne nasıl bakarız?
  
   Bu hususta diyeceğim şu ki, ülkesini seven her bir birey olarak, her ne yapıyorsak en iyisini yaparak hem Çanakkale Savaşı ve Kurtuluş Savaşı'nda hem de 15 Temmuz 2016 günü dini, vatanı, milleti için şehit olmuş atalarımızın, büyüklerimizin ve arkadaşlarımızın hiç bir zaman ödeyemeyeceğimiz haklarını belki biraz olsun ödeme şansına sahip oluruz. Böylelikle her an aklımızda olurlar ve yılda bir kere hatırlamaktan ziyade her daim şehitlerimizle yaşarız.

  Bir de o gün kahpece bu milletin üzerine kurşun sıkanlara bakıyorum  da, o kurşunlar bizim büyüklerimizi, arkadaşlarımızı şehit ederken sizlerin ise kahpeliğinizi tescilledi.

   O kahpe kurşunları sıkanlara ise sadece yazılmış şu cümleler yakışı kalır:

... "Yazıklar olsun tiyatro diye dalga geçen dalkavuklara
Yazıklar olsun darbeye sevinen kanı bozuklara
Yazıklar olsun vatan elden giderken kaygısızlara 
Yazıklar olsun varlığımıza diş bileyen namussuzlara
Ve hakkımız haram olsun kendi milletine silah sıkan soysuzlara"

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder