13 Ağustos 2017 Pazar

Birlikteyiz

   Biz zor günlerde mücadele ederken de birlikteydik, mutluluklarımızı paylaşırken de. Asırlardır aynı kıbleye dönüp "Allahuekber" diyerek niyet ettik. Şükürler olsun ki son 100 yılın belirli bir kısmında oynanan oyunlara düşmedik ve hala birlikte mücadele ediyoruz, mutluluklarımızı paylaşıyoruz ve aynı kıbleye niyet ediyoruz.

   Evet, anlaşıldığı üzere Türk ve Kürt'ün kardeşliğinden bahsediyorum. Birileri bizim kardeşliğimizi bozmak istedi ve eskisi kadar olamasa da bozmak için çabalamaya devam ediyor. 1983 yıllarında besleme terör örgütü PKK'nın oradaki halka zulmetmesi ile fiiliyata dökülen ayırma planı devletin karşı durması, bölge halkının silahla korkmayacağı ve parayla satın alınamayacağı gerçeği ile düşünülen kahpece planları her defasında suya düşürmüştür.  

  Soğuk savaş sonrası duvarlar yıkılıp ülkeler birleşirken ülkemizin bulunduğu coğrafyada başka bir oyun oynanmak istiyordu. Ülkemize karşı oynanan oyunun adı o zaman PKK idi. Dünyada terör örgütleri karanlık eller tarafından birer piyon olarak kullanılmaya başlangıcının belki de ilk örneklerinden biridir PKK terör örgütü. Neden piyon olarak kullanıldıkları gayet açıktır; piyonlar en basit taşlardır, umdukları gibi bir ortamı bulamayıp istenilen hamleleri yapamadıkları vakit kaybedildiklerin de pek bir önem arz etmezler. Umdukları ortamın oluşmaması için devletimiz süreç içerisinde her dönemin politika yapıcılarının öngördüğü boyut çerçevesinde adımlar atmıştır.

   Devletimiz öncelikli olarak ekonomik alanda GAP öncelikli olmak üzere daha sonra da DAP olmak üzere bölgenin kalkınmasını öngören kalkınma projeleri hayata geçirmiştir. Elbette kalkınma projeleri ülkenin hangi ilinde hangi bölgesinde gerçekleştirilirse gerçekleştirilsin bu ülkemizin faydasına olacak unsurlardan biridir. Bölge özelinde konuşmaya devam edecek olursak; bölge halkının terörden etkilenmemesi ve bölgenin gelişimini devam ettirebilmesi adına ekonomik alanda kalkınmayı önceleyen politikalar izlenmiştir.

  Ancak besleme terör örgütü ile ekonomik ve askeri alanda mücadele etmek, istenilen sonuca varmamız için yeterli olmuyordu. Çünkü propaganda unsurları kullanılmasıyla birlikte bölgenin gençleri kandırılarak dağa çıkmakta ve orada korkutularak devletinden soğutulmaya çalışılmaktaydı. Yurt genelinde ise, geçmişte yapılan bazı yayınlar ile doğu ve batı birbirinden ayrı gibi gösterilmeye çalışılarak halk üzerinde algı yönetimi yapılıp bunun üzerinden, PKK'nın işine yarayacak  şekilde, ülke halkının zihinleri ile oynanmaktaydı.

   Ülkemiz askeriyle, polisiyle PKK' ya karşı amansız mücadelesini sürdürüp başarılar elde ederken, ekonomik alanda gerekli adımlar olanaklar dahilinde atılmaya devam edilirken kazanılması gereken bir alan daha vardı: yanlış yönlendirilen algı yönetiminin hızlı bir şekilde doğru bir noktaya çekilmesi. Psikolojik harp ile oluşturulmaya çalışılan yanlış algı, uygulanan çözüm süreci politikası ile şükürler olsun ki yıkıldı.  Bu sayede sahada gerçekleştirilen silahlı mücadelede daha başarılı olunmaya, ekonomik kalkınmada daha verimli sonuçlar elde edilmeye başlandı. Analar çocuklarını terör örgütüne artık kaptırmamaktaydı, algıları ile oynanıp dağa çıkan gençler de gerçeği gördü; devletleri samimi bir şekilde onlara elini uzatmaktaydı, uzatmaya da devam etmekte. Aslına bakılırsa devlet herkese her daim elini samimi bir şekilde uzatmaktadır. Bunu nereden anlıyoruz derseniz birçok yaşanmış örnekten sadece biri olan şu durumu sizlere arz etmek isterim: TBMM Başkanvekili Ahmet Aydın bir diyalog esnasında özgürce bir diyalog esnasında TBMM'de ben Kürdüm demiştir. Ahmet Aydın'ın yaşına bakacak olursak çözüm sürecinden önce yetişmiş bir vatan evladıdır ve TBMM Başkanvekilidir. Mesele ırkta değil düşünce yapısındadır. Bu ülkede yaşayan ve bu ülkeyi bölmek istemeyen herkes görüldüğü gibi bu ülkenin kıymetidir. Ya da çözüm sürecinden çok daha önce başka bir ülkenin kenti olan Halepçe'de katliam yapılırken Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan bölge halkı güvendeydi.

  Çözüm süreci psikolojik bir harbin başarısını getiren bir politikaydı. Ak Parti teşkilatlarıyla birlikte zamanın Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde başlatılan, bu milletin de Türk - Kürt kardeştir aksini söyleyen kalleştir söylemiyle benimsediği süreç bu vatanın bütünlüğünü daha da sağlamlaştırdığı için büyük bir başarıdır. O dönemde oy kaygısı yaşanmadan, birlik ve beraberliği daha da nasıl güçlendiririz unsuru düşünüldü ve uygulanan politika ile başarıldı. Çünkü milli şairimizin dediği gibi şurası bir gerçekti:
"Girmeden  tefrika bir millete, düşman giremez;
Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez."

   Çözüm süreci tekrar başlamalı mıdır sorusu geliyorsa akıllara bunun cevabı şahsıma göre hayır olacaktır. Çünkü millet çözüm sürecinde algılarıyla oynandığını açıkça gördü; batının doğu ile, doğunun batı ile, hiçbir problemi yoktur. Problem PKK terör örgütüdür. Çözüm süreci politikasını uygulayarak kazanan Türkiye, çok daha fazla kaybeden ise PKK oldu. Çünkü bölge halkının gençleri çok açık ve seçik bir şekilde gerçeği gördü. Ayrıca karanlık eller PKK terör örgütünün arkasından ellerini çekti. Şimdilerde ise kandırılıp dağa çıkarılan, dağa çıktıktan sonra kandırıldığını anlayan kişilere ise söyleyeceğim şudur: Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin silahlı güçlerine teslim olun, adalet sistemine güvenip bildiklerinizi anlatın. Emin olun pişman olmazsınız. Ayrıca orada canınızın bile bir kıymeti yok. Şöyle ki; terör örgütünün tamamı bir piyon olarak görülüp kullanılıyorsa terör örgütü tarafından sizlerin ne olarak görülebileceğini tasavvur dahi etmeniz güç. Ben edemiyorum. Kısaca terör örgütü size hiç bir kıymet vermez.  

  Tabii bu süreçte hendeklerin kazıldığı bilgisini taşıyan raporları dikkate almayanların kim olduklarını da 15 Temmuz'da anladık; FETÖ. Göz yumdular ki hükümet kan kaybetsin. Ancak o planları da şükürler olsun ki tutmadı.

   Yukarıda da zihniyet yapısının önemine vurgu yaparken dile getirildi: Mesele ırkta değil düşünce yapısındadır. Bu ülkede yaşayan ve bu ülkeyi  bölmek istemeyen herkes görüldüğü gibi bu ülkenin kıymetidir.  Ancak bu ülke halkını, terör örgütü PKK'yı kullanarak zora düşürmek isteyenlere karşı koymak bir gerekliliktir. Bunların kim olduğunu anlamak hiç de zor değil; gidip teröristlerle fotoğraf çektiren, bebek, çocuk katili terör örgütüne terör örgütü diyemeyen, dağa çıkan çocukların analarının bunun müsebbibi olarak HDP'nin teşkilat binalarına gitmesi bu partinin ne yapmak istediğini bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına göstermektedir.

  HDP'nin şehit kardeşimiz için yayınladığı Eren Bülbül mesajında bile devleti hedef alan imalı açıklaması bu oluşumun zihninin başka amaçlara hizmet etmek istediğinin bir göstergesi değil mi?

   HDP terörle haşır neşir olmuş yapısının kendisi de fazlasıyla farkında olacak ki bölge halkını farklı bir metotla kandırmak istiyor: DBP (Demokratik Bölgeler Partisi). Belki de 2019 seçimlerinde içerik aynı olup bu partiyi kullanıp sadece yüz değiştirecekler.

  Tekrar ismini telaffuz etmenin bir manasının olmadığı bu oluşumların batıl bir dava için çalışmalarına çok önceden başladıkları görülmektedir. Peki bu unsur göz önünde bulundurulduğunda hak dava için çalışan partilerimiz, sivil toplum kuruluşlarımız  yorgunluğa kapılmalı mı? Batıl yorulmadan devam ederken, hak olan yolda yol almaya devam etmek için bi "Bismillah" herşeyi çözmez mi? Eren Bülbül kardeşimizin katillerini yakalamak için askerimiz, polisimiz hemen kapsamlı bir operasyon başlatıp "iyi ki varsın Eren" dediler. Yani onlar üzerine düşeni yaptılar. Peki 2019 seçimlerine giderken, alanı batıl düşüncelere sahip devlet düşmanlarına bırakarak mı "iyi ki varsın Eren" diyeceğiz?  Elbette HAYIR.  Askerimiz ve polisimiz gibi "iyi ki varsın Eren" cümlesinin hakkını vermek için 2019 seçimlerinde  terör ağzıyla konuşanları sandığa gömecek şekilde çalışarak "iyi ki varsın Eren" diyeceğiz, inşallah. Ayrıca bölge halkı kaçırılan çocuklarından biliyorlar ki HDP ve türevleri onları temsil etmiyor. Budan dolayı eskiye dönülmemesi ve daha güzel yarınlara adım atılması için yorulmamak gerektiği kanaatindeyim.

  Kısaca Eren Bülbül kardeşimize "iyi ki varsın Eren" cümlesini hakkıyla diyebilmek için; onun katillerini öldürerek, terör ağzıyla konuşanları sandığa gömerek ve 1000'lerce Eren Bülbül yetiştirerek diyebiliriz. Bunları yaptığımız vakit PKK'nın da, onun yandaşlarının da kökünü daha hızlı kazırız Allah'ın izni ile.

   Evet, biz Türkiye olarak vatanı uğrunda canlarını veren şehitlerimizi, şehit Eren Bülbül'ü, şehit Yasin Börü'yü, katledilen bebeklerimizi ve nicelerini unutmadan, şevkimiz kırılmadan üzerimize düşen sorumluluğu en iyi şekilde gerçekleştirmeliyiz. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder