23 Mart 2017 Perşembe

Büyük Türkiye

     Bir çoğumuzun hayallerini süsleyen iki kelime: Büyük Türkiye. Nedir bu "Büyük Türkiye"? 

    Devletimiz çeşitli dönemlerde gerçekleştirdiği ve devamını maalesef darbeler ve çeşitli oyunlardan dolayı getiremediği atılımı bundan yaklaşık 14 yıl önce tek partinin iktidar sahibi olması ile birlikte tekrar gerçekleştirmeye başladı. Bu atılımın gerçekleşebilmesi için öncelikli olarak enflasyonla mücadele eden bir Türkiye gözümüze çarpmaktadır. Enflasyonun düşmesiyle birlikte paramızın hızlı değer kaybının önüne geçildiği gibi tacirlerin yatırım planlamaları daha öngörebilir hale geldi. Bu duruma tüketici fiyat endeksi (TÜFE) tarafından bakacak olursak: 2001 yılında %68 olan enflasyon oranı 2016 yılı Temmuz ayında %8,79 olarak gerçekleşmiştir. Bununla birlikte faiz oranlarında da gözle görülür bir düşüş yaşanmış ve hem tüketicinin hem de üreticinin nakit paraya ulaşması kolaylaşmıştır. Türkiye'de faiz oranları 2000 yılında %50 düzeyinde iken 2016 yılında %9 lara kadar düşüş göstermiştir. Faizlerin düşmesi gelir dağılımındaki adaletsizliğin giderilmesinde olumlu bir etki yapmıştır. Bu durumu şu şekilde açıklayabiliriz: Parası olan yatırımcılar faizlerin yüksek olması ile parasını yatırım yapıp üretim ve istihdam sağlamak yerine bankalarda değerlendirmeyi tercih etmekteydiler. Çünkü paranın bankada durması, yatırım yapıp elde edilmesi planlanan kazançtan daha fazla getiri sağlıyordu. Bundan dolayı yatırımlar istenilen düzeyde gerçekleşmiyor ve istihdam oluşturulamıyordu. İstihdam oluşturma yükü devletin üzerine biniyor, bu durum ise insan kaynağının verimsiz değerlendirilmesine neden oluyordu. Türkiye'nin kurumsal firmalarına ise bir yenisi eklenemiyor ve ülke verimli bir şekilde ilerlemekte zorluk çekiyordu.

     İnsan kaynağının verimsiz bir şekilde kullanılması üretimin istenilen seviyede olmasını engelliyor; ürün ve hizmeti kendi ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyde üretemeyen Türkiye IMF'den borç almak zorunda kalıyordu. Koşullu anlaşma (Stand - By) karşılığında ülkeye sıcak para girişi sağlanıyor; ancak yatırıma dönüşmeden harcanan paralar ilk başlarda her ne kadar refah havası estirse de, vadesi gelen borçları ödeyecek kadar mal ve hizmet satışı olmayınca ekonomi tekrar bir kıskaca giriyordu. Yeteri kadar mal ve hizmet satışı olmadığından dolayı devletimizde bulunan dolar miktarı borçları ödemeye yetmiyor, bu durumu para basarak gidermeye çalışan bir ülke portresi karşımıza çıkıyordu. Bastığımız para, piyasada yeterli düzeyde mal ve hizmet olarak karşılığı olmadığı için ürünlerin fiyatı yükseliyor ve karşımıza -yukarıda bahsettiğimiz- başa çıkmakta zorlanacağımız bir sorunu ortaya çıkarıyordu; enflasyon. Ekonomi kendi ayağına kurşun sıkıyordu! Bu sıkılan kurşunların temizlenmesi ise 2008 yılını bulacaktı. Bundan sonra ise, hamd olsun, IMF ile yollarımız ayrıldı.

     Büyük Türkiye hayallerine kolay gelmedik. Yapılan yüzlerce hatanın düzeltilmesi ise zaman aldı. En çarpıcı örneklerden biri de doğum yapmış bebeklerin, bu ülkenin geleceklerinin, camdan sarkıtılarak hastanelerden kaçırılması birçok kişinin hâlâ hatırına gelmektedir. Her bir kurumun kendi hastanesi olması ve vatandaşın kendi vergisi ile yapılan her hastaneden faydalanamaması ise başka bir hazin durum idi. Vatandaşların hastane köşelerinde randevu almaktan kurtarmak için telefondan randevu alma kolaylığının sadece telefonların kulaklara yapışmasına neden olması...


     Sorunların kökenine inilmemesi, çözümlerin kalıcı değil geçici olmasına neden olmuş ve bulunan yeni çözümler tekrar yeni sorunlar ortaya çıkarmıştır. Geçmiş dönemlerin aksine son 14 yılda ekonomik reformlar ile birlikte yapısal reformların yapılması ülkemizin yapmış olduğu atılımların temelinin daha sağlam bir şekilde olmasına vesile olmuştur. Çünkü her yapısal reformda sorunun kökenine inilmiş ve böylelikle üretilen çözümler halktan destek bulmuştur.

    Günümüze geldiğimiz de ise şunları görmekteyiz: Ülkemiz dış kaynaklı olmayan birçok problemlerini çözmüş ve büyük bir atılım gerçekleştirmiştir. Enflasyonla mücadele eden ülkeden kendi uzay kurumunu kurmak isteyen ülkeye, sağlık sisteminin işlevselliğini yitirmiş olan ülkeden şehir hastaneleri ile dünyada sağlık turizminde adından söz edilen ülkeye, beyin göçünü giderek lehine çeviren ülkeye ve en önemlisi dünyada ağırlığı olan bir ülke noktasına (örnekleri daha da çoğaltabiliriz)  gelmiştir.  Desteğini dışarıdan alan terör örgütleri ile de amansız mücadelesi dün nasıl Asala ile mücadele edildi ise  bugün de FETÖ, PKK, IŞID, PYD ile mücadele edilmektedir. Yaşanılan bu zorlu süreçte sadece bu olumsuz olaylara odaklanıp "Büyük Türkiye" hayalini bir kenara mı bırakacağız? Ya da zaten ülkemizin gelişmesiyle bu sorunlar da giderilmeyecek mi.

     Bizler bu aşamaya kadar gelmiş gelişimimizi FETÖ'nün ayak oyunlarına, PKK'nın kahpece saldırılarına, IŞID, PYD oyununa kurban mı edeceğiz? Tabii ki hayır ya da etmemeliyiz. Peki, nasıl kurban etmeyeceğiz?

     Büyük Türkiye hayaline ulaşmak için herbir devlet organıyla birlikte ülkemiz ve ülkemiz dışında yaşayan vatandaşların en üst düzeyde çalışma gayreti içine girmesiyle gerçekleştirebiliriz. Bu durumu sadece ekonomik mana da düşünmek bizi yanılgıya düşürebilir. Biz Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin fertleri olarak köklü medeniyetler kurduk ya da medeniyetlere  ev sahipliği yaptık. Yeni bir çağın öncüsü olacak olan Türkiye, Büyük Türkiye olacaktır. Ondan dolayı özümüzü yakalayacak ve onu geliştirecek çalışmaların yapılmasına öncülük etmek bizi arzuladığımız noktaya Allah'ın izni ile taşıyacaktır. 

     Biraz da, Büyük Türkiye hayaline daha çabuk ulaşmak için, dünyada gelişmiş ülkeler arasında söz sahibi olmaya devam etmek için referandumda evet demeye gitmiyor muyuz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme