8 Aralık 2017 Cuma

Olacak

Muktedir olacak bu millet;
Yokluk varlığa karşı,
Suskunluk sese karşı,
Haklılık haksızlığa karşı,
Galip geldiği an;
Muktedir olacak bu millet!

Haklılık, güce karşı galip geldiği gün,
Ruh bedeni sardığı vakit,
Konuşmalar adalet için olduğunu an,
Muktedir olacak bu millet!

Serzenişler doğruluğa ulaşmak içinse,
Yalnızlıklar mutluluğa vardığı zaman,
Muktedir olacak bu millet.

Ruha ruh katmak için çabalandığı an;
Konuşan bedenler değil öz olduğu an;
Muktedir olacak bu millet!

El ele vermenin,
Omuz omuza vermenin,
Gerçek manası anlaşıldığı vakit;
Muktedir olacak bu millet!

Sevmenin Allah rızası için olduğu an;
Muktedir olacak bu millet!
Muktedir olacak bu ümmet!

İsmail Bal
2017

23 Eylül 2017 Cumartesi

Referandum

  Aşağıda siyah punto ile yer verdiğim maddeler "1370 Büyüktür 100'den" başlıklı yazıdan. 
- ... "Amacım son 100 yılda Irak halklarının, Arabıyla, Kürdüyle, Türküyle çok yıprandığını hatta yıpranmaktan öte insanlarının canlarını kaybettiği bir bölge konumunda kalmasını diğer zorda kalan bütün coğrafyalarda da istemediğim gibi burada da istemediğim için dile getiriyorum." ...
- ... "Çünkü kardeşçe 1268 yıl yaşayan milletin mayası son 100 yılda Allah'ın izni ile bozulmaz, bozulamaz. Sadece yıpranır." ...
- ... "Bir düşünelim... "Bütün inananlar kardeştir" ayet-i kerimesi ile 1370 yıldır kardeşçe yaşayan Arabı, Kürdü, Türkü ayırırsak ne olur? Hatta bunu da aşıp Şii Arap, Sunni Arap, Şii Kürt, Sunni Kürt... diyerek bir de böyle ayrıma gitsek nasıl olur? Son 100 yılda olduğundan daha az mı cana kıyılır? Daha fazla mı refah seviyesi artar? Irak'ın çocuklarına daha güzel bir gelecek mi kalır? Daha fazla birlikteliğimizi pekiştirecek İslam alimi mi yetişir?"...

   Olması muhtemel referanduma bakılığında bölgede ve dünyada destek verenin sadece İsrail olduğu görülmektedir. Peki Barzani, Filistin'li çocuklara baktığın da İsrail'in politikasının ne olduğunu görmüyor mu? Ya da Barzani, İsrail'in masum Filistin halkına yaptığı zulümleri görmüyor mu? Ya ibadet edenlere? Ya da uluslararası hukuk tanımaz bir devlet olduğunun bilmiyor mu? Ayrıca, son asırda bölge halkının haksızlığa uğradığını söyleyen Barzani yine son asırda yakın coğrafyadaki din kardeşlerine zulmeden İsrail tarafından desteklenmesine nasıl bir mana biçiyor? Sadece bunları göz önüne alsa Barzani, uyguladığı bu politikada destek verenin kim olduğuna baksa referandumu iptal etmesi için gayet yeterli nedeninin olduğunu görecektir.

   Olması muhtemel referandum olursa, ayrılma kararı çıktığı takdirde destek veren İsrail'in, akabinde illegal referandumu muhtemel ki tanıyacağı düşünülürse; yukarıdaki siyah puntolu soruları ve cümleleri, İsrail'in uygulamış olduğu politikaları göz önünde bulundurarak, tekrar dile getirelim ve düşünelim:
- Bölgenin (bütünlüğü) mayası daha mı iyiye gider?
-Çocuklara daha güzel bir gelecek mi kalır?
-Son yüz yılda olduğundan daha mı az cana kıyılır?
-Daha fazla mı İslam alimi yetişir?...
Bu unsurları da göz önünde bulunduran bölge halkının, eğer referandum olursa, referandumu boykot edeceği düşüncesindeyim.

   Irak; doğusuyla, batısıyla, kuzeyiyle, güneyiyle velhasıl büyük bir çoğunluğu ile müslümandır ve bu bölünme ihtimali ortaya çıktığı anda destek verenin İsrail olduğu düşünülürse nasıl bir yanlışın içinde olduğunu Barzani anlamalıdır. Çünkü bölgede bu yanlışın farkında olan bir çoğunluk var ve zamanla giderek artacaktır. Bundan dolayı Barzani aldığı bu karar neticesinde bölge halkını riske atmaktadır. Barzani, eğer bölgede belirli yerler üzerinde yönetici ve söz sahibi ise o yerlerdeki halkların geleceklerini riske atmak için orada bulunmamalı; o halkların gelecekleri adına doğru politikalar üretmek için bulunmalıdır. Bunun yolu ise referandumdan katiyetle geçmiyor. Uzun yıllar siyasetle uğraşan Barzani bölge için çözümsüzlük üretmemelidir. Yanlıştan vazgeçmek erdemdir; halen vakit varken. Bu konu sadece Barzani'yi ilgilendirmiyor; Irak halkının, bölge halkının asırlar sonrasını dahi fazlasıyla ilgilendiriyor.

   Ülkemiz bu süreçte, Dış İşleri Bakanlığı aracılığıyla garantörlük teklifi dahil bu hususun çözüme kavuşturulması için en üst düzey girişimlerde bulunmuştur. Halen vakit varken Barzani, halkına değer veriyorsa, bu teklifleri değerlendirmeli ve referandumdan vazgeçmelidir.


  Referandumdan vazgeçilmediği takdirde, süreç içerisinde alınan kararlardan da anlaşıldığı kadarıyla, gerekli her türlü yaptırımın gerek Irak'ın toprak bütünlüğü için, gerek Irak'ın içindeki milli ve manevi bağlarımız için, gerekse ülkemizin menfaatleri için süreç içerisinde gerekli görüldüğünde ve uygun görülen zamanda; çeşitli yaptırımların ve uygulamaların ne boyutlara ulaşabileceğini meclisten geçen tezkere ile de millet olarak anlamış olduk.

17 Eylül 2017 Pazar

Ekonomide İhsan

    İhsan kelimesi iyilik etme, iyi davranma, bağışta bulunma ve bağışlama manalarını taşımaktadır. Bu tanımın günümüz ekonomik koşullarının birbiri ile işlevsellik kazanması Gazali'nin iktisada dair görüşlerinin yer aldığı kitaptan ilgimi çeken şu cümleleri okurken aklıma gelmesi ve akabinde aşağıda yer vereceğim  düşüncelerin belirmesi ile oldu: "Gazâlî, alım - satım normal olarak kâr için yapıldığı, bu da bir fazla ödemeyle mümkün olduğu için, tarafların ödedikleri bedeller arasında bir eşitsizlik olmasına izin verildiğini; fakat bu hususta ölçülü olmak gerektiğini söyler. Çünkü, ona göre alıcının "mutad" kâr haddinden fazlasını vermeyi kabul edişi, ya söz konusu malı çok beğenmiş olmasından, ya da içinde bulunulan zamanda ona şiddetle muhtaç olmasından ileri gelebilir. Böyle olunca, satıcının, alıcının zayıf durumundan istifadeye kalkışmaması ve fazladan ödemeye hazır olduğu miktarı kabul etmemesi uygun olur ki bu, "ihsan"dan sayılır."

Yukarıda yer alan tanımdan:
-     - Alıcının söz konusu malı çok beğenmiş olması, ya da
-     - İçinde bulunulan zamanda ona şiddetle muhtaç olması,
cümlelerini okurken bu unsurları dikkate alarak ve ihsan kavramına Gazali'nin iktisadi olarak bakış açısını göz önünde bulundurarak günümüz piyasa şartlarına uyarladığımızda ekonomiye ne gibi katkıları olabileceği hususunda zihnimde birbiri ile bağlantılı düşünceler zinciri oluştu.

  Ekonominin her alanında bazı şirketler aracılığı ile ihsan kavramını kullanmak ekonominin gelişimine katkı sağlama ihtimali vardır. Ancak esas olan gelişimin sürekliliğidir. Ondan dolayı "Ekonomide İhsan" kavramını her sektöre ve bütün şirketlere bir bütün olarak uygulamak ekonomiyi sekteye uğratma ihtimali vardır ki bundan dolayı çeşitli kısıtlamalar oluşturarak uygulanması, sürekli gelişim unsurunu sağlayacak etkenlerdendir. Sektörlerde faaliyet gösteren firmaların girdi maliyetlerini, girdilerinin ne kadar yerli olduğu gibi birçok faktörü bilmediğim için ihsan kavramının oransal olarak nasıl yansıması gerekliliğine giremeyeceğim.

   Elbette, çeşitli kısıtlar oluşturarak belirli bir mantık çerçevesinde yazıyı kaleme almaya çalışmak daha yararlı olacaktır. Ancak bunun için çeşitli verilere ihtiyaç duyulduğu aşikardır. Bundan dolayı edinilen genel bilgiler göz önünde bulundurularak düşünebildiğim kısıtlar oluşturulup "Ekonomide İhsan" kavramı açıklanmaya çalışılacaktır.

   Konu çerçevesinde oluşturulacak kısıtlar sayesinde ise doğru politikaların üretilmesinin sağlanmaya çalışılmasının yanı sıra, kavramın kurumsal firmalar tarafından tutun da küçük ölçekli işletmeler tarafından da uygulanabilir nitelikte olduğu ifade edilmiş olacaktır.

   Öncelikli olarak düşünülen "Ekonomide İhsan" kavramının sağlıklı bir şekilde uygulanması için kurumsal firmaların desteği sağlanmakla birlikte, küçük ölçekli işletmeler üzerinde uygulanması ise nihai tüketicinin desteği ile gerçekleştirilmesi düşünülmüştür. Bu cümlenin ayrıntılarına aşağıdaki paragraflarda yer verilecektir. Buradaki amaç, ihsan kavramının uygulanması için iktisadi olarak faaliyet gösteren kuruluşlara adil bir yükümlülük yükleyerek hem ekonominin gelişimini sağlamak hem de geçmişte adaleti her alanda uygulamak için çaba göstermiş ecdadımızın tespitlerini günümüz şart ve koşullarında uygulama fırsatını elde etmektir.

   İhsan kavramının, aslına bakılırsa, firmaların uygulama biçiminde ki en basit tabirle karşılığı "indirim" dir. Ancak mühim olan uygulanacak olan indirimin hiç bir kesime zarar vermeden ne şekilde ve nasıl uygulanacağıdır. Bu sorulara ise aşağıda açıklık getirilmeye çalışılacaktır.
               
A-) Kurumsal Firmalarda İhsan Kavramının Uygulanması
   Bilindiği üzere kurumsal firmalar iktisadi döngü içerisindeki büyük dişliler arasında yer alır ve, sektörel olarak değişmekle birlikte, KOBİ'ler ile birbirlerini besleyerek işlevselliklerine devam etmektedirler.

Bu noktada kurumsal firmaları ele alırken düşünebildiğim çeşitli varsayım ve koşullar aşağıdaki gibidir:
§  -Ürünün ekonomik katma değerinin yüksek olduğu varsayımı,
§  -Ürünün yerli üretim unsurları aracı kılınarak üretilmiş ya da satılıyor olması,
§  -Firmanın temel - öz yeteneğe sahip olması ve piyasa değeri yüksek bir kuruluş olması,
§  -Ürünün artan pazar payına sahip olması ve pazarın doygunluğa ulaşmamış olması,

4 Eylül 2017 Pazartesi

Irkçılık ve Neticeleri

  Günümüz dünyasında birçok problemin temelinde, dikkat edildiği takdirde ırkçılık düşüncesinin yattığı görülecektir. Bu düşüncenin temelinde herhangi bir insanı ötekileştirmek eğiliminin olduğu aşikardır. Bu dışlama, çeşitli kuruluşların çabası ile insanların zihninde çeşitli kavramlar aracı kılınarak birbaşkasından çekinmesi, birbaşkasını dışlaması durumudur. Algı operasyonları ile desteklenen ırkçılık düşüncesi nedeniyle,  dışlanan kişi ya da zümrelerin dışlayan kişinin zihninde oluşan düşünce ile, dışlanmış kişinin gerçek duruma aykırı bir şekilde algılarda yer etme  durumu ortaya çıkmaktadır.

  Irkçılık kavramı ortaya çıkmadan önce ırk kavramının tanımı filozof Kant ve çeşitli düşünürler tarafından da yapılmıştır. Peki, bu tanım yapılmadan önce insanlar ırklarının farkında değiller miydi? Elbette farkındaydılar. Örneğin, Orhun Yazıtları'nda geçen hitabette yer alan öğütler bunun en güzel örneğidir. Sorun zaten ırkların varlığı değil, ırklara karşı gerçekleştirilmek istenen olumsuz tutumdur. Yani olumsuz olan, ırk kavramından yararlanılarak diğer insanları dışlayıcı bir tavır içine girilmesi ve onlara düşmanca tavır takınılmasından dolayı ortaya çıkan ırkçılık düşüncesidir. Yoksa her insanın bir ırkı vardır ve bundan dolayı suçlanamaz ya da dışlanamaz. Ya da dışlanmamalı. Bu bağlamda düşünüldüğünde herhangi bir ırkın varlığı asla herhangi bir zaruret ortaya çıkarmamalıyken ırkçılık düşüncesi ise insanlık açısından son derece tehlikelidir. Bu unsurlar göz önüne alındığın da ırkçılığın tanımı ise kısaca şu şekilde yapılabilir: Yabancı düşmanlığı, benim gibi olmayanı dışlama ve hor görme. Bu noktada 1930'larda dünya üzerinde karşılaşılan antisemitist düşünce yapısı, bu konuyla ilgili olarak üzerinde çokça durulan örneklerdendir.

  "Mobbing" kelimesini ırkçılık kavramı ile özdeşleştirmekteyim. Kelimenin TDK'da ki çevirisine bakıldığında" bezdirme" anlamı ile karşımıza çıkmaktadır. Tabii bu kavram 1930'larda yaşanmış antisemitist düşünceyi kapsamamakla birlikte 1930'lara gidişin, önlem alınmazsa, temelini oluşturmaktadır. Bu durumu şuanda Arakan'da acı bir şekilde görmekteyiz. Günümüzde gelişmiş ülkelerin birçoğunda kişiye ya da zümreye karşı kültürel mobbing olarak isimlendirebileceğim uygulamaları görmemiz ise hiçte zor değil.

  Temelinde kendinden olmayana karşı ırkçı tutumlardan türeyen ve kısmen bir bezdirme(mobbing) türü olduğunu düşündüğüm İslamofobi kavramının körüklenmesinde çeşitli nedenler var. Bu körükleme nedeniyle oluşan İslam korkusunu, zümrelerin ya da kişilerin gerçek olmayan bir korku hissetmesi durumu olarak açıklayabiliriz.

   Dünya yakın tarihte, yaşanılan ırkçılık söylemleri neticesinde yeni dünya düzeninde yaşanmaması gereken ancak yaşanarak dünya insanlığının başına açtığı dertlere bakalım. Irkçılık korku toplumunun oluşmasına neden olan en önemli etkendir. Oluşan korku toplumunda insanlar birbirine güven duymaz ve hissettikleri sevgi bağları giderek azalır. Masum ve birbirinden korkan zümreler arasında oluşan korku duvarından dolayı gerçekleşen çekimserlik ve bunun neticesinde dışlanan toplum, dışlayan ülkenin mevcuduna göre küçük bir unsuru temsil etse dahi, ırkçılık kavramının varlığı ülke içinde çeşitli yapısal bozulmalara neden olur. Bu yapısal bozulmayı günümüz dünyasının kısmen yaşadığı kavram olan İslamofobi üzerinden biraz daha açalım: Yanlış bilgilendirme ile oluşan İslam korkusu (İslamofobi) nedeniyle Müslüman olan insanlara karşı mesafe koyulması aslında neredeyse 2 milyar Müslüman coğrafyaya sahip ülkelere mesafe konulması anlamına gelir. Bunun neticesinde yanlış temellendirmeler yüzünden İslamofobi kavramının yaşandığı ülke, farkında olmadan dünyanın 2 milyar nüfusundan ve bu insanların ülkelerinden kısmen de olsa kendisini soyutlamış olur. Bu durum neticesinde bir zümreyi dışlayan ülke aslında dünyadan kendini soyutlamanın adımlarını atmış bulunmaktadır. Peki kendini diğer dünya ülkelerinden soyutlamanın adımlarını atan ülke ya da ülkeler dünya düzeninin sürdürülmesine katkı sağlayabilir mi?

28 Ağustos 2017 Pazartesi

Hoşgeldin

Yanar durur kandilleri,
İstanbul'un yeni  incilerindenim dercesine,
Buradayım der alem-i cihana.

Yanar durur kandilleri;
Gelecek aydınlık günleri vaad edercesine,
Geçmişin kötü izlerini silercesine,
Türkiye'nin yeni incilerindenim dercesine.

Umuda eklenen yeni bir umuttur;
Söylenecek güzel bir sözdür;
Manası içinde saklı bir sırdır;
Ümmetin boynuna takılan yeni bir incidir; yanan her bir yeni kandil.

O vakit hoşgeldin; cihanın yeni incilerinden biri,
Hoşgeldin; umudunla,
Hoşgeldin; dünyaya söylenecek güzel sözlerinle,
Hoşgeldin; içinde sakladığın manayla.

İsmail Bal
2017