7 Mart 2018 Çarşamba

Kısaca Bugünü ve Geleceği

   Sanal para günümüz dünyasında eksiklikleri olmasına rağmen kendine yer edinebilmiş kısmen de olsa gelecek vaat eden ekonomik bir gelişmedir. 2009 yılında piyasaya sürülen sanal paranın ilki Bitcoin olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir merkeze bağlı olmaksızın basımı gerçekleştirilen sanal paranın herhangi bir devlet kontrolünde olmayışı avantaj ve dezavantajları da içinde barındırmasına neden olmaktadır. Ancak incelendiği vakit, şuanlık kontrol dışı bir yapıya haiz olmasından kaynaklı avantajların avantajlı bir durum olmadığı da görülecektir.

   Sanal paranın arz talep dengesinin oluşumuyla dolar cinsinden fiyatlanması halen işlevselliğinin sınırlı olduğunun bir göstergesidir. Dünya nüfusunun milyarla ölçülüp 21 milyon Bitcoin'e 2140'larda ulaşılacağının öngörülmesi de işlevselliğinin dünya geneline yayımının güç olacağını bizlere göstermektedir. Ayrıca bu durum dengesiz bir değerlenmenin, spekülatif değerlenmenin, önünü açmakta ve sanal paraya ulaşımın da önünü tıkamaktadır.

  Bunun yanında çeşitli ülkeler ise mesafeli bir duruş sergilemişlerdir. Kayıt altına alınamayan sanal paranın çeşitli cezai muayede gerektiren işlemelerin finansmanında kullanılması risk oluşturduğu diğer bir faktördür.

  İşlevselliğine tekrar değinecek olursak; dünyada her insanın sanal para kullanma ihtimalinin önündeki diğer engellerin ise sanal paranın işlevselliğinde oluşabilecek(günümüz paralarının değil) faiz ve enflasyon oranları olduğunu düşünmekteyim. Bu oranların sıfırlanması yani hiç olmaması sanal paranın dünyadaki bütün insanlara yayılmasına vesile olabilir. Böyle bir durum arzu ettiğimiz "Adil Düzen" in kapılarını dünyaya aralayabilir. Neden olmasın? Ayrıca halen tam olarak küreselleşmemiş dünya da sanal paranın işlevselliğinin önündeki engellerden biridir.  Türkiye sanal paralar üzerinden bir düzenleme gerçekleştirirse, bu öngörüler üzerinden hareket etmelidir.

27 Şubat 2018 Salı

Düşünmek ve Farkına Varmak

  Yaşadık vesselam; modern, post modern, realist, sürrealist, romantik... darbeler. Bu sırada; rayı bulmamız güç mü oldu, erken mi oldu, geç mi oldu demek, kısaca geçmişi deşmek ne fayda verir ki diyenler zihinlerde halen geçmişi barındırıyorlarsa ve bundan ders almış olarak yaşıyorlarsa geçmişi tekrar dile getirmenin fayda vereceği kanaatinde bende değilim. Ancak bunun yanında ders almaya da hatırlamaya da gerek yok diyenlere kocaman bir "orada dur" demek gerektiği düşüncesindeyim.  Elbette bu yazı birşeyleri hatırlatacak; ancak birilerine ders verme amacıyla değil; zihinleri netleştirecek ancak zihinlere herhangi bir darbe türünü yaşatırcasına değil; insan olarak neler yaşadık ve şimdi neler yaşıyoruzu anımsatırcasına bir yazı olacağı düşüncesindeyim.

   Evet, ülke olarak belirli aralıklarla verildiği isimlerle anılan darbeler, darbe girişimleri yaşadık; bu olaylar ülkemizin tarihinde yer ederken, milletimizin zihninde ve kalbinde de yer etti. Bu yer etme olayı o kadar sık aralıklarla tekrarlandı ki belki de bir nesil bu darbelerin tamamını yaşadı; zihnine ve kalbine not etti. Bunun sosyo - ekonomik, psikolojik ve diğer bilmediğimiz neticelerini öncelikle yeni neslin yetiştirilmesi olmak üzere birçok etki, yaşanılmış örnekler üzerinden araştırılması halen mümkündür ve bu mümkünat güzel bir fırsattır. Herbiri ayrı ayrı araştırmaya tabii tutulabilecek darbe başlığında toplayabileceğimiz girişimleri bir bütün olarak da araştırılması halen mümkündür. Ancak balans ayarı gibi eğreti bir başlıkta toplanan ve süreci 1000 yıl gibi uzun sürmesi planlanan 28 Şubat Post-Modern darbesinin yeri belki de araştırmalar neticesinde farklı bir boyutta ele alınması gerekliliği görülecektir.

   28 Şubat 1997 Post-Modern darbe girişimini, yöneten taraf, darbeye karşı çıkan yöneticiler ve halk olarak kısım kısım düşünebiliriz. Darbeci tarafı tarif etmeye bir lüzum olduğunu düşünmüyorum. İsmail Hakkı Karadayı, Çevik Bir...

   Darbeye karşı çıkan tarafta ise Necmettin Erbakan Hoca ve etrafında toplanan yöneticiler olarak derlesek yanlış bir metod izlemiş olmayız sanırım. Halk ise darbeye karşı çıkan yöneticilerin en büyük destekçisiydi. Burada halka apayrı bir parantez açmak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü mağdur olan halk kararları protesto ederken hiçbir zaman kendisini dış güçlere kullandırmayı düşünmemiştir. Tamamen haklı davası için alınan kararları şiddet kullanmadan, ülkesine düşman olmadan protesto etmişlerdir. Bu çok önemli bir olgudur; onlar biliyorlardı ki vatanını seven halka rağmen birşey yapma girişimine girmez, girmemeli, biliyorlardı ki halk bir ülkenin en değerli kaynağıdır ve dışlanmamalıdır. Daha da önemli bir etken vardı ülkesini sevenler tarafından; "vatan sevgisi imandandır."  

25 Şubat 2018 Pazar

Terör Örgütü

   PYD kurulduğu günden bugüne terör üreten bir oluşumdan başkası değildir. Her ne kadar kendisini sivil kanat olan PYD olarak tanıtsa da bunun gerçek olmadığını yine kendisi kanıtlıyordu; YPG gibi bir silahlı oluşuma sahip olmasıyla. Her sivil örgütün silahlı bir oluşuma sahip olması dünya literatüründe normal karşılanabilir bir durum değildir. Nitekim PYD - YPG oluşumu da dünya açısından bu unsuru açığa çıkaran önemli bir etkendi. Bu etkeni Türkiye her platformda dile getirmiştir. Bu dile getirmenin amacı elbette sadece kendi sınır güvenliğini korumak değildi. Böyle bir yapının olması sadece Türkiye'yi değil bu yapıya yakın olan bütün ülkeleri ve doğal olarak dünyayı etkilemekteydi.  Nasıl olduğu gayet açık: Bu yapının ürettiği uyuşturucuydu ve doğal olarak satacağı ürün de uyuşturucu olduğundan dolayı sattığı üründen para kazanmaktaydı. Uyuşturucu ise kimlere ulaşıyorsa oraları zehirlemekte ve önü alınamaz bir sarmalın içine girilmekteydi. Evet, bu noktada en fazla zararı Avrupa'nın gençleri görmekteydi doğal olarak da Avrupa'nın geleceği zarar görmekteydi.

  Avrupa Suriye'den gelen göç dalgasını Türkiye sayesinde engellemesine rağmen uyuşturucu dalgasını ise engelleyememesinden dolayı uyuşturucu dalgası ile boğuşmaktadır. Bundan dolayı Salih Müslim ve hizmet ettiği örgütün ne kadar tehlikeli bir yapı olduğu ülkemizin uyarıları ile dikkate alınmış ve Müslim tutuklanmıştır.

   PKK / PYD kısaca özeti şudur: Masum halkları göçe zorlayan ve işkence eden bunun yanında illegal yollarla para kazanan dünya nizamına ciddi manada zarar veren ortadan kaldırılması gereken eli kanlı bir örgüttür. Bu eli kanlı örgütün savunucusu kimdir ve eli kanlı örgütü nerelerde savunabilmektedir.  Evet, aklımıza gelen isimlerin en başında Salih Müslim gelmektedir. Salih Müslim bu örgütü Türkiye'nin geniş öngörüleri sayesinde Türkiye'de hiçbir zaman savunamamıştır. Maalesef, Avrupa kendisine olan zararın geç farkına vardığı için Salih Müslim'in propagandalarına karşı çıkmamış ve belli bir süre müsade etmiştir. Ancak zararın neresinden dönülürse kârdır; bu kârı Avrupa gerçekleştirmiş ve masum insanları zorla göçe zorlayan, işkence eden, gençlerini zehirleyen zehir tüccarının baş savunucularından birini tutuklayarak Türkiye'ye iade etme yolunda ilk adımı atmıştır.

   Bu noktada PKK / PYD'ye geçmişte silah yardımı yapmış olan ABD'de bu durumu tekrar gözden geçirmeli yaptığı silah yardımlarını geri toplayarak dünya nizamına bu denli zararı dokunan örgütün tasviye sürecinde haklı ve doğru süreç yürüten ülkelerin yanında olmalıdır. Yoksa dünyada I. Dünya Savaşı'ndan sonra izlediği yalnızlaşma politikasını korkarım izlemek durumunda kalacaktır. ABD PKK/YPG'ye sağladığı desteği geri çekmekle itibar kaybetmez aksine dünyada itibar kazanan bir ülke konumuna gelir. Kısaca, ABD izlediği politikalar ile gücü nispetinde olumlu politikalar üretmeli ve böylelikle dünya üzerinde kendini yalnızlığa itmemelidir.

22 Şubat 2018 Perşembe

Basit Ama Gerçek

   Dünyanın Türkiye gibi yapıcı politikalar üreten ülkelere ihtiyacı var denildiği vakit buna karşı çıkacak herhangi bir ülkenin sunacağı nedenlere mantiki bir açıklama getirebileceğini düşünmüyorum. Kurulduğu günden bugüne uluslararası alanda kurguladığı yapıcı politikaların uygulama alanını ise son 15 yılda dünya üzerindeki etkisinin daha fazla olduğunu gözlemlemek hiç de güç olmasa gerek. Bunun elbette çeşitli nedenleri var. Bunlardan bazılarını ise şu şekilde sıralayabiliriz: Mevcut kuvvetler arasında çatışmanın bitmesi, çatışmanın yerine dayanışmanın ve gelişimin öncelikli hale gelmesi; bu duruma gelinmesini sağlayan yetiştirilmiş nitelikli insan gücü.

  Kuvvetler arasında çatışmanın bitmesinin yanında hiçbir zaman vatandaşların tamamına yayılmayan sağ-sol, laik-muhafazakar v.b çatışmaların sona ermesi de uluslarası arenada ülkemizin çıkarı ya da dünya adına üretilen politikaların etkisinin fazla olmasına vesile olduğunu görmekteyiz. Çatışmanın olmaması, tartışmanın ya da fikir beyanlarının olmayacağı manasına elbette ki gelmedi; düşünce özgürlüğünün de genişlemesi özlenilen Türkiye'nin sadece belli bir kesmin özlem duyduğu gibi şekillenmesinden ziyade; demokrasiyi, adaleti savunan ve ülkenin zararına düşünmeyen her kesmi temsil eden vatandaşların özlediği(hayal ettiği) Türkiye halini almasını sağladı. Ülke böylelikle iç dinamiklerini ötekileştirmek yerine verimli bir şekilde değerlendirmeye başlayan ülke konumuna gelmeye başladı. Böylelikle ülkemizi karıştırmak isteyen bazı ülkeler kullanabilecekleri bir yapı bulamadılar ve zorunlu olarak Türkiye ile ilişkilerini geliştirerek kazan-kazan mantığı içinde hareket etmek durumunda kaldılar.

  Bunun en olumlu yansıması olarak Türkiye yaptığı ya da yapacağı girişimlerin açıklamasının karşılığını dünya devletleri nezdinde artık fazlasıyla bulabilmektedir. Zeytin Dalı Harekatı du durumun en güzel örneklerinden biridir. Ülke içinde demokratik yollarla seçilmiş iktidar ve nitelikli askeri gücümüzün koordinasyonuyla yapılan operasyonu dünya hayranlıkla izlerken aynı zamanda destek açıklamaları da gelmektedir. Yani eskiden olduğu gibi Kuzey Irak'a PKK'yı temizlemek için girildiği vakit bunu engellemek için sıraya giren ülkeler artık yoktur. Ya da ufak tefek söylemler dışında silah ambargosu uygulayacağız diyen ülkeler yine yoktur. Tekrar etmek gerekirse bu durum ülke içinde sağlanan yöneten - yönetilen ayrımı gözetmeksizin sağlanan birlik ve beraberliğin bir tezahürüdür. Büyük Türkiye hayali biraz da bu temele dayanıyor.

20 Ocak 2018 Cumartesi

Afrin Harekatı ve Ötesi

  Ülkeler kendi çıkarlarını muhakkak düşünmek mecburiyetindelerdir. Politikalar, çıkarların yönünü gösteren en önemli etkenlerden biridir. İzlenen politikalar da doğal olarak dünya üzerindeki nizamı etkilemektedir.

   Türkiye dünya nizamında, nizamın düzgün olması için gereken otoriteye sahip olan ve bu otorite sayesinde elde ettiği gücü kendi içinde ve dünya üzerinde  temelde adaleti, insan haklarını; genelde ise ülkelerin toprak bütünlüğünü gözeterek hareket eden; gelişmemiş, gelişmekte olan ve gelişmiş ülkelere tarihinden aldığı güçle örnek teşkil edebilen ülkelerden biridir.

   Türkiye demokrasiye bağlı kalarak oluşturduğu yönetim unsurları çerçevesinde sahip olduğu gerek istikrarlı siyasi gücü ile gerekse silahlı kuvvetleri ile gerçekleştirdiği politikaların bir yansımasını da Afrin harekatı sırasında görmekteyiz.

  Türkiye bu bağlamda Afrin'e, sınırında herhangi bir terör devletine müsaade etmeyeceğini göstermenin yanında Suriye'nin toprak bütünlüğünü korumak, bölgede terör örgütünün zulmü nedeniyle ezilen mağdurları kurtarmak ve onların dünyadaki sesi olmak için hem siyasi otoritesi hem de askeri gücü gerekeni yapmaktadır.

  Dünya üzerinde hem insan haklarını savunan hem de ülkelerin toprak bütünlüğünü gözeten uluslararası kuruluşların; dünya üzerindeki düzeni korumak, düzeni korumanın yanında düzenin kötüye gitmesinin de önüne geçilmesi için çaba sarf ettikleri düşünüldüğün de, ilgili kuruluşların ve kuruluşlara üye ülkelerin bu harekatın önemine vurgu yapmaları; hem insan hakları hem de dünya üzerindeki diğer ülkelerin toprak bütünlüğü açısından önem arz etmektedir.

  Şöyle ki bir ülkenin toprak bütünlüğünün korunaması demek bir kıtanın tehlikeye düşmesi demektedir. Bunun en açık örneği yine Suriye'dir. Suriye'li mültecilere Türkiye ev sahipliği yapmasaydı şimdi Avrupa Kıtasında bulunan ülkeler bulundukları konumdan farklı ve güç konumda olabilirlerdi. Türkiye Aylin bebekler kıyıya vurmasın diye dram artmasın diyerek mültecilere ev sahipliği yapmıştır. Bu aynı zamanda bir kıtayı zor durma düşmekten kurtardığı gibi dünya üzerindeki düzene katkı sağlayan Türkiye'nin yaptığı faaliyetlerden sadece biridir. Bundan dolayı Afrin'e yapılan harekat sayesinde oluşacak olan fayda aynı zamanda Avrupa'nın da faydasınadır.