11 Mart 2017 Cumartesi

Kısaca

     Cumhuriyet sadece yönetim şeklidir. Mücadelesi daha önceden verilmiş bir devletin yönetim şeklini belirlemek sanıldığının aksine güç olmasa gerek;  eğer belirlemiş olduğunuz  yönetim şekli için etrafınızda buna uygun kişiler bulundurabildiyseniz. Azımsanacak kadar küçük bir olay da değildir; bir yönetim şeklini belirlemek ve bunu bütün millete kabul ettirmeye çalışmak. Bu durumu tabii ki göz ardı etmemek gerekir. Ancak halkımız yeri geldiğinde uysal koyun olmasını da bilmektedir. Bu uysallık yönetenlerin yanlışlarına belirli bir noktaya kadar tahammül edilmesini sağlıyor ya da güzel yönetime karşı gerçekleştirilen olumsuz algı yönetiminin bir anda tutmasını engelliyor.

     İlan edilen yönetim şekillerinden bazıları çekişmeli rejimlerdendir. Birden çok yönetilebilme seçeneğinin (partilerin) olduğu cumhuriyetler  buna örnek olarak gösterilebilir. Bundan dolayı bu tarz yönetim şekilleri zamanla yönetildikleri kesimin  kendilerini ifade eden uygulamaları ile şekillenmektedir.

     Peki 29 Ekim 1923'de ilan edilen yönetim şeklinin mücadelesini halk mı verdi yoksa mücadelesi verilmiş bir yapı milletle mücadele etmek için mi ilan edildi? Şurası bir gerçek, halk açısından şimdi olduğu gibi o günün şartlarında da düşündüğümüz de, I. Dünya Savaşı cepheleri olan Çanakkale'de, Yemen'de, Kafkasya'da ve Irak'ta ve diğerlerinde ne için savaşıldı ise Kurtuluş Savaşı'nda da o amaçla savaşıldı; İslam, özgürlük ve emperyalizm ile mücadele. Tıpkı bugünün şartlarında, FETÖ darbe girişimi sırasında 15 Temmuz 2016 günü halkın sokağa çıkma nedenleri ne ise o günde savaşmanın nedeni de o idi.

     Yukarıda bahsedildiği üzere cumhuriyet yönetenlerin elinde zamanla şekillenir. O zamanın yöneticileri güneşin batıdan doğduğunu düşünerek batılı devletlerin halkları üzerinde uyguladıkları politikaları cumhuriyet, demokrasi ve eşitlik kavramlarının ardına sığınarak çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmayı amaç edinmişlerdi. Acaba nasıl ulaşacaklarını düşünmüşlerdi? Oğlunun başına kına yakan ananın değerleri ile oynayarak mı? Her bir seçim sandığının başına silahlı bir asker dikerek mi? Ya da Maraş'ta, başörtüsüne uzanan elleri kıran Sütçü İmam'ın sahip çıktığı bacıların torunlarının başörtüsüne ilan edilen rejimi kullanarak düşman askerlerinin yapamadığını yaparak mı? Ezanın dinmemesi için şehit olan atalarımızın yadigarı ile oynayarak mı ulaşacağınızı sandınız? Cumhuriyeti kendi çıkarları için kullanan kişi ya da gruplar sadece ideolojisinin peşine düşer. Ancak siz şunu unuttunuz: Ülkesi adına, İslam ve özgürlük için savaşan, bu ülkenin her bir evladı bir dava neferidir. Bu davayı ise bir başbakan asmak ile, bir cumhurbaşkanı zehirlemek ile, belli aralıklarla darbe yapmak ile bitiremezsiniz.  "Hem ölürse Mehmet’ler ölür. Mehmet’lerin davası ölmez."

     Bu millet cumhuriyete düşman olmadı ancak siz cumhuriyeti bu milletin değerleriyle oynamak için kullandınız. Siz ülke vatandaşınızı davası uğruna savaşmasını sağlayıp sonra da, çağı yakalamak safsatasıyla, savaştığı unsurların kölesi haline getirmek istediniz. Bu halk köle olmadı ancak siz giderek köleleştiniz. Bunun yanında yetiştirdiğiniz gençler ile övünürken yetiştirmek istemediğiniz gençlerden özür bile dilemediniz. Sakın dilemeyin; ideolojiniz zarar görür.

     Siz farkında olmayabilirsiniz ancak bu millet hiçbir zaman cumhuriyete düşman olmadı. Bazı dönemlerde nefes alma fırsatı elde etti, bazı dönemlerde ise- ne hazindir ki- devletinden çekinme gereksinimi duydu. Bunu bile sırf ülkesi zarar görmesin diye yaptı. Ancak bu ülkenin sessiz çoğunluğu geçirilen 14 yıldan beri değerlerini yaşamanın mutluluğunu başkalarını ötekileştirmeden kardeşçe yaşıyor. Peki yaşıyor da sizin korktuğunuz mu oldu? Bakın hala Türkiye Cumhuriyeti Devleti var ve bunu korumak için de sizin çağ dışı diye düşündüğünüz, cumhuriyetin düşmanı olarak kafanızda biçimlendirdiğiniz millet 15 Temmuz 2016 tarihinde tankların önünde değil miydi? Dediğimiz gibi yönetim şekilleri zamanla yönetenlerin yönlendirmek istediği biçimde şekillenir. Milletin değerlerine karşı bir yönetim biçimi belirlenmediği takdirde bu halk bir bütün olarak mücadelesini veriyor, farkında mısınız?

     Cumhuriyet sadece bir yönetim şeklidir. Türkiye Cumhuriyeti ise bir devlettir. Ümmetin güçlenmiş  kalesidir. Bu ülkeye biz sahip çıkmazsak elbet sahip çıkıp bu çağın kölesi yapmak isteyen maşalar, terör grupları ve onların destekçisi olan bazı ülkeler mevcuttur.

     Biraz da, yukarıda bahsi geçen gerek siyasi olayları, gerekse -çoğu zaman- siyasi olayların bir sonucu olan  ekonomik istikrarsızlıkları kökünden çözmek için 16 Nisan 2017'de referanduma gitmiyor muyuz? Yaşadığımız 14 yıllık istikrarlı yönetim neticesinde hem ekonomik olarak hem özgürlükler bakımından ülkenin her kesimi ile kazanmayan kaldı mı? Peki bu istikrarın devam etmemesi Türkiye'nin gelişmesini istemeyen odaklardan başka kimin işine gelebilir ki? Bundan dolayı referandumu, geçmişte yaşanan ve birbirimizi ayrıştıran uygulamaların tekrar etmemesi için, günümüzden ziyade gelecekteki yönetimlerde devlet ve milletin barışık bir şekilde ilerlemesini devam ettirecek olan çözüm anahtarı olarak düşünmekteyim. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme