4 Temmuz 2017 Salı

Türkiye - Almanya

   Türkiye - Almanya ilişkilerinin geçmişi asırlar öncesine dayanmaktadır. İlk defa II. Haçlı Seferi sırasında bu bağ kurulmuş ve çeşitli dönemlerde kesintiye uğramasına rağmen günümüze kadar medeniyetler arasında köklü ilişkilerin kurularak devam ettiği görülmektedir. Bu etkileşimlere kısaca göz atacak olursak şu bilgilere ulaşacağız:

   Selçuklu Devleti'nden sonra kurulan Osmanlı Devleti, Avrupa'nın ortalarına kadar ilerleme başarısı göstermesi sayesinde Almanya ile diplomatik ilişkiler yeniden başlamıştır, diyebiliriz. Kanuni Sultan Süleyman devrinde, Avrupa'nın bir kısmını elinde bulunduran V. Karl, 1554 yılında Kardinal Busbeck'i elçi olarak görevlendirmiştir. Daha sonra Busbeck, İmparator V. Karl'a ve Alman devletinin ileri gelen yöneticilerine, Osmanlı Devleti ve Kanuni Sultan Süleyman hakkında övgü ile bahseden mektuplar kaleme almıştır.

   Türk ve Alman askerlerinin birbirleriyle çatıştıkları son savaş, 1683 yılındaki II. Viyana Kuşatması olmuştur. Bu savaştan sonra ülkeler birbiri ile günümüze kadar çatışmamıştır.

   1800'lü yıllardan itibaren ise zamanın koşulları, ülkeleri siyasi ve askeri alanda birbirine giderek yaklaştırmıştır. Bu yakın ilişkiler I. Dünya Savaşı sonuna kadar devam etmiştir.  I.Dünya Savaşı'ndan sonra belirli  bir dönem ülkeler kendi iç meseleleri ve kalkınmalarıyla ilgilendiklerinden dolayı ikili ilişkiler çok fazla görülmemiştir.

  Cumhuriyet kurulduktan sonra gerek Türkiye'nin kalkınma planları çerçevesinde gerekse Almanya'nın gelişimi için ülkeler birbirleriyle olan ilişkilerini 1945 yılı II. Dünya Savaşı'na kadar geliştirmişlerdir.

   II. Dünya Savaşı sonrasında Türkiye B.M'nin kuruluşunda yer alabilmek için siyasi bir zeka ile göstermelik olarak Almanya'ya savaş ilan etmiştir. Kesilen ilişkiler 1951 yılında tekrar düzelmeye başlamıştır. Bu dönemde NATO, AGİT ve Avrupa Konseyi'nde ve Almanya savunma ve sanayi alanlarında ülkeler birbirleriyle ilişkiler kurmuştur.

   1960'larda Almanya, gelişimi için çıkardığı  göç yasası ile birlikte Türkiye'den Almanya'ya iş gücü göçü yaşanmış, bu göç sırasında çalışanların ailelerinin Almanya'ya taşınmalarına Almanya tarafından müsaade edilmemiştir. Bu göç sayesinde Almanya'nın gelişimine büyük ölçüde katkı sağlanmıştır. Göç eden vatandaşlarımız I. Kuşak Türkler olarak adlandırılmaktadır.

  1970- 1990 yılları arasında göç eden vatandaşlarımız II. Kuşak Türkleri oluşturmaktadır. Bu dönemde 1987 yılında Atatürk Barış ödülü Almanya Cumhurbaşkanı Weizsaecker’e verilmiş  hemen arkasından 1988 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren Almanya’ya ziyarette bulunmuştur.

   1990'lardan sonra ise III. Kuşak Türkler olarak adlandırılan vatandaşlarımız diğer kuşaklardan farklı olarak hazır işe yerleşme gibi bir şansa sahip olamamışlar, sermayeleri ile iş kurmuş ve eğitimlerine önem vermişlerdir. Bu yıllarda bazı tutukların iade edilmemesi, satılan silahların istenilen bölgelerde kullanılması gibi hususlarda ayrışmalar yaşanmış ve ülkeler birbirleri ile ters düşmüşlerdir.

   2002 yılından sonra Türkiye'nin dış politikada çeşitlendirmeye giderek bütün ülkeler ile ilişkilerini kuvvetlendirmeye çalışmasıyla birlikte, Türkiye kendisini köprü ülke olmaktan ziyade merkez ülke konumuna getirme evresine girmiştir. Bu dönemde Avrupa ile ilişkilere daha fazla önem verilirken Ortadoğu ve Afrika'da ihmal edilmemiş ve o döneme kadar yapılmayan açılım gerçekleştirilmiştir. Davutoğlu'nun şu cümlesi dış politikadaki değişimi ifade etmektedir: "Hattı diplomasi yoktur, sathı diplomasi vardır, o satıh bütün dünyadır."

   Görüldüğü üzere Türkiye ile Almanya'nın ilişkileri çeşitli dönemlerde kesintiye uğrasa da asırlardır devam etmektedir. Ayrıca bu ilişkinin diplomasiden uzaklaştığı tarih en son 1683 II. Viyana Kuşatması'dır. Bu tarihten önce ve sonra iki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler özellikle kuşatmadan sonra nadiren kesintiye uğramıştır diyebiliriz.

   Bu ilişkilerin, iki devletin de çıkarlarının  korunduğu anlaşmalar ile pekiştirildiğine dair bir kısım bilgiye yukarıdaki paragraflardan da ulaşabiliriz. Ancak bu durumun son dönemlerde Almanya'nın terör örgütlerine kucak açan bir konuma gelerek ilişkilere zedeleyici bir boyut kazandırdığını söylememiz hiç de zor değil.

   Ancak bu tür davranışlar Almanya'ya ne kazandırıyor diye düşündüğüm de cevabım bir "hiç" den daha fazlası olacaktır. Bu tür politikalar Almanya'ya hiç birşey kazandırmadığı gibi süreç içerisinde de kaybettirmektedir. Almanya farkında olmadan eskisi gibi verimli ve uzun dönemli politikalar geliştirmeyip bunun yerine kısa vadeli planlar ile ilişkiler oluşturarak çıkar elde etme çabası içine girmesi gelişen konjonktürü kontrol etmekte güçlük çekmesine sebebiyet vermektedir.

   Bu noktayı bir örnekle açmak isterim: 2013 yılında Mısır'da demokratik yollarla seçilmiş olan Cumhurbaşkanı'na darbe yapıldığında uzun vadeli politikalar yapıp seçilmiş hükümetin yanında yer alsaydı daha iyi olmaz mıydı? Şuan Mısır'ın başındaki kişi Almanya ile bulunduğu bölgede ne kadar aktif bir politika izlemektedir? Onun yerine seçilmiş Cumhurbaşkanı ile daha aktif politikalar izlenemez miydi? Bu durum bölgede Almanya'ya değer verilmesine sebebiyet vermez miydi? Tıpkı A.B.D'nin Avrupa ülkelerine yaptığı Marshall yardımlarının A.B.D'ye kazandırdığı itibar gibi. Bu konuda demek istediğim husus şu: Giderek daha hızlı küreselleşen bir dünyada yaşıyoruz, bir dalın kımıldamasının oluşturduğu etki dünyanın her tarafında giderek daha fazla hissediliyor ve görünen o ki hissedilmeye devam edilecek. Ben bir ülkenin kuyusunu kazayım derseniz aynı zamanda, kısmen de olsa, kendi kuyunuzu kazmış olursunuz. Kuyusunu kazdığınız ya da kazmak istediğiniz ülke sizi de o kuyuya çeker. O zaman şunu da diyebiliriz: Avrupa ben istikrarlı olayım ancak Asya istikrarsız olsun diyemez. Dediği vakit kendisi de kaybeder. Ortadoğu bu duruma en güzel örnek değil mi? Eğer Ortadoğu'da ki ülkeler ve insanlar bir çıkmaza sürüklenmek isteniyorsa Avrupa'da çıkar çatışmalarının merkezi olacaktır. Bu durum Avrupa'ya ne kazandırabilir ki ya da Almanya'ya. Bunun yanında Suriye'deki iç savaştan kaynaklanan mülteci krizi bir kıtayı ürkütmemiş midir? Bir kıtanın çekindiği mültecilere Türkiye ev sahipliği yapmaktadır ki o da konunun farklı bir boyutudur. O zaman dünya ülkeleri yapıcı politikalarına katiyetle geri dönmelidirler. Diplomasi yeni keşfedilmiş bir husus değildir ve dünyada istikrarın olması için, kısa vadeli politikalarla teröristlere kucak açan ülkeler bu yanlıştan dönmesi gerekir.

   Ortaya çıkan küresel terörizm kavramı birçok ülkenin kısa vadeli planlar yapmasına neden olmuş, bu durum suni bataklıklar oluşturulmasına ve onların çözümleri ile uğraşılırken mazlumların görmezden gelinmesine neden olmuştur. Bunun en büyük göstergesi dünyada oluşan mülteci sayısı değil midir? Durumun insani boyutu, kalbi olan her insan için içler acısı bir durumu oluştururken mülteci sayısı ise bir kıtayı dahi korkutmamış mıdır? Yoksa kısa vadeli plan yapan ülkeler ufak birşeyi kazanayım derken uzun vadede birçok şeyi kaybetme ihtimalini görememekte midir? Peki bunun sebebi, nedeni nedir? Hadi samimi bir şekilde cevaplayın.

   Tekrar Avrupa özelinde Almanya'ya geri gelecek olursak, Almanya iklim değişikliğine ne kadar önem verip tepki gösteriyorsa en azından PYD saflarında yer alan çocuk teröristlere de tepki göstermelidir. Bu çocuk hakları için gerekli değil midir? Konusunun yeri olmamakla beraber yeri gelmişken söyleyeyim: Çocuk haklarını korumak için kurulan B.M kuruluşu olan UNİCEF terör örgütü PYD'nin bu yaptığına ne zaman tepki göstermeyi düşünmektedir?

   Türkiye üzerine uygulanmak istenen kısa vadeli politikaları eleştirmeye devam edecek olursak: Seçilmiş Cumhurbaşkanımızın ülkemizden ayrı bir kategoride değerlendirilmeye çalışılıp hedef tahtasına oturtulmaya çalışılması Türkiye halkına karşı gerçekleştirilmiş bir saygısızlık değil midir? Türkiye'de cumhurbaşkanını, seçme kabiliyetine haiz dünya üzerindeki Türkiyeliler seçmektedir. Ondan dolayı nasıl geçmişte, seçimle gelmiş Türkiye'nin hükümet liderlerine saygı gösterildiyse şimdi de aynı saygı gösterilmelidir. Türkiye, uyguladığı politika ile Alman halkının seçmiş olduğu Merkel'e düşmanca tavırlar takınıyor mu? Yani Alman halkına bir saygısızlık yapıyor mu? - Yapmıyor.

   Almanya'nın uygulamış olduğu bu sığ politika ile bırakın dünyanın boğuştuğu sorunları çözmeyi Almanya ile yaşanan hangi sorunu çözüme kavuşturulabilir?

  Alman hükümet sözcüsünün de dile getirdiği gibi, bir terörist başının posterleri ile gösteri yapılmasına müsaade edilirken, demokratik yollarla seçilmiş cumhurbaşkanının hitabet gerçekleştirmesinin önüne geçilmek istenmesi ne kadar akla uygun, modern dünya düzenine hitap eden bir karar? Ki hitap edilecek bu vatandaşlar 1960'lar da Almanya'nın gelişmesine katkı sağlamış kişilerin torunları değil mi? Halen Almanya'nın hem üretimine hem istihdamına katkı sağlayan insanlar değil mi?

  Merkel seçim programında Türkiye ile ilişkileri derinleştirme vurgusu yapmaktadır. Bunun kesinlikle güzel bir hedef olduğu kanaatindeyim ancak bunun yolları bellidir. Bu durumun nasıl gerçekleşmesi gerektiğine yukarıda da değinilmişti. Eskisi gibi daha kapsamlı ilişkilerin kurulması hem çok kolaydır hem de çok zordur. Tercih Almanya'nın politikasına kalmıştır. Şahsıma göre ise çok kolaydır; dünya Türkiyelilerinin seçimine saygı duymak ve Türkiye'de suçlu olarak kabul edilen teröristlerin iadesini gerçekleştirmek. Hem ekonomik hem siyasi hem de küresel çıkarların bulunduğu Türkiye yerine terör gruplarına mensup olmuş bir kaç kişiyi tercih etmek bana hiç de akıl kârı gelmiyor. Hem de dünya küresel terörizm ile mücadele ederken.

   Türkiye hiçbir ülkeye tehdit oluşturmayacak şekilde, mazlumların da yanında olarak, dünya düzeninin istikrarına katkı sağlayacak yapıcı politikalar üretmeye devam edecektir. Dünya ülkelerinin çıkarına olan yapıcı politikaların yanında olmak ya da karşısında olmak ise Almanya'nın tercihidir. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme