27 Nisan 2017 Perşembe

Güzel Olan

"Ölüm güzel şey,budur perde ardından haber... 
Hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber?.."

     Demiş üstad. Ne de güzel demiş. Üstadın dayandığı yer; belki de birçoğumuzun kaçtığı ancak her nefes alıp verişimizde istemesek de yaklaştığımız o yer. Adım adım değil de nefes nefes yaklaştığımız o yer.

      Belki de ecdadımız o güzel medeniyetleri, üstüne çok birşey koymak nasip olmasa da hala dilimizde destan olarak anlattığımız o güzelim şaheserleri nefes nefes gidilen o yere kendilerini yaslayabildikleri için oluşturabilmişler. Sonsuzluğun kapısının aralanacağı vakti bekleyen insanların insan ruhunu dışlayan bir medeniyet kurmaları ihtimal midir? Benliklerini yüceltmeleri mümkün müdür? Kendilerine çok kez dememişler midir: "Ey Müslüman aklını topla başına, birgün sende konacaksın musalla taşına."

    Hepimiz yer yüzünde nefes nefese yaşıyoruz da peki ne kadar ölümle yaşıyoruz? Yoksa bizi ölmekten mi korkutuyorlar da ölümü hatırlamamak için ona dair ne varsa hayatımızdan silip çıkartıyoruz. O vakit şöyle denilebilir mi: Ölümü hatırlamak istemiyorsak, ölmeden önce yaptıklarımızın öldükten sonra peşimize pek de hayırlı bir şekilde takılacağını düşünmüyoruz. O zaman, ölümü sevmek için, ölmeden önceki yaptıklarımızı sevmemiz gerekiyor sanırım. Ama bu sefer de peşinden şu soru geliyor tekrar: Hangi yaptıklarımızı? Rıza-ı İlahi için yaptıklarımız ve nefsimiz için yaptıklarımız. Cüzi irademizle hem ânımızda hem de gelecekte bizi mutlu edecek tek seçeneğin olduğunu görüyoruz; Rıza-ı İlahi.

    Günümüz zamanında bazen doğru ve yanlış, haklı ve haksız o kadar çok birbirine girmiş bulunuyor ki, herkes kendi doğrularını oluşturup peşinde perişan olma uğruna peşine düşüyor. Bunun suçlusunu arama peşinde değilim. Herkesin kendi doğruları peşinde değil de Sünnet doğrultusunda yaşayıp Rıza-ı İlahi'ye ulaşmayı amaç edinirse sanırım bizler de;
"Ölüm güzel şey,budur perde ardından haber... 
Hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber?.." diyebiliriz.

     Belki bu dizeyi aklımızdan geçirdikten sonra yaşadığımız o anda en güzeli yapma gayreti içine gireriz. En güzeli yapma peşine düşersek, ne de güzel medeniyetler kurarız bir düşünsenize. Hem en güzeli yapma gayreti dünyadan vazgeçme değildir ki. Eğer öyle olsaydı kurulabilir miydi bu güzel medeniyetler ve hala dilden dile dolaşır mıydı şaheserler? Sadece medeniyetin temelinin ölümü hatırlamaya dayandığı kanısındayım, o kadar. Söylediklerimin önce İsmail'in kulağına küpe olması dileğiyle.

    Bu yazıyı yazmamda esin kaynağım olan "İnsanlığın Dirilişi" kitabı yazarı değerli yazar ve büyüğüm Sezai Karakoç'a sonsuz şükranlarımla.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme