9 Mayıs 2017 Salı

Bir Sektörün Faydaları

     Otomotiv sektörü çeşitli yan dallarıyla birleştiğin de bir ekonomi için lokomotif olma özelliğini gösteren bir sektör olarak karşımıza çıkmaktadır.  İlk olarak Avrupa'da bu sektöre yönelik adım atılmış olsa da seri üretime ilk geçen ülkenin ABD olduğunu bilmekteyiz. Hatta o zamanlarda ABD'de kurulan bir firmanın, aralarında II. Abdülhamit Han'ın da bulunduğu devlet büyüklerine birer adet araç hediye ederek o günün şartlarında en güzel reklamı yapmak istemiştir. Ancak sultanımız aracı bir kere camiiye gitmek için kullanmış ve daha sonra herhangi bir övgü ile bahsetmeden iade etmiştir. Gerekçesini ise o parçalar Osmanlı ülkesi üzerinde üretilmediği sürece aracın kullanılmasını uygun bulmamış ve o günün şartlarına göre ülke ekonomisi için elzem bir karara imza atmıştır.

     1929-1933 yılları arasında yaşanan Büyük Ekonomik Buhran'a kadar ne üretirsem onu satarım anlayışı ile otomobillerde üretilmekle beraber bu dönem  geleneksel organizasyon teorilerinin de uygulanmış olduğu bir zaman aralığına tekabül etmektedir. 1950'lere kadar otomotiv sektöründe ABD'nin ağırlığının yaklaşık %80 gibi bir oranla yüksek olduğunu görmekteyiz. 1950'li yıllara kadar  ise yönetim anlayışı olarak artık insan unsurunun da dikkate alınmış olduğu davranışsal organizasyon yapısı ile, pazarlamada ise satış anlayışı ile karşılaşmaktayız. 1980'li yıllara gelindiği vakit ise ABD'nin sektördeki payı %50'nin altına düşmüş, Japonya'nın pazar payı ise %25'in üzerine ulaşmayı başarmıştır. 1980'li yıllara kadar ise yönetim biliminde sistem anlayışının hakim olduğu, pazarlama biliminde ise pazarlama anlayışının hakim olduğunu görmekteyiz. Günümüze gelindiğinde ise  ABD, Avrupa ve Japonya dışındaki ülkelerde otomobil üretiminde önemli bir artış olmadığı görülmektedir. Otomotiv sanayinde küresel üreticilerin üretim faktörlerinin ucuz olduğu ülkelere üretimlerini kaydırmaları bu durumda etkili bir unsur olmuştur. Günümüz yönetim anlayışlarına ise girmeyeceğim.

     Görüldüğü gibi otomotiv sanayi II. Abdülhamit'den günümüze kadar incelendiği vakit gerek siyasi kararlar ile gerekse sosyal bilimler alanındaki gelişmeler ile hem ülkeler için hem de sektörler için bir öğreti merkezidir. Bu öğreti merkezinin en güzel örneği Japonya değil midir? Bakıldığı vakit o günün şartlarına göre(II. Dünya Savaşı'ndan yeni çıkmış bir devlet) ben bu sektöre girmeyeceğim diyerek çalışmalarını bıraksaydı şuanda Japon arabalarını yollarda görebilir miydik? 1980'lere gelindiğinde ise Japonya'nın sektördeki payı %25'in üzerinde olabilir miydi? Japonya'da bulunan "Just in Time" ve "otonomasyon" üretim sistemleri 1900'lerin üretim sistemlerinden çıkış yolu olarak görülen yeni bir üretim sistemi anlayışı olarak dünyada gösterilmesine neden olabilir miydi?

     Bundan dolayı inşallah yerli üretim olarak gerçekleşecek olan arabamıza bir de bu açıdan bakalım. Yeni bir yönetim sistemi, üretim sistemi ve pazarlama stratejisi bu vesile ile bulabilir miyiz? Aracımızı yaparken uygulanabilir üretim, yönetim, pazarlama v.b sistemleri geliştirebilelim ki pazardaki payımız umduğumuzun daha fazla üstünde gerçekleşsin. Tabii ki otomobilimiz elektrikli olsun ancak bunun yanında bir de yeni birşey literatüre Allah'ın izni ile niye kazandırmayalım? Olmaz mı? Çok da güzel olur.


    Ülkemiz için, yeri geldiğin de hem canımızla hem de aklımızla mücadelemizi vermeye devam edeceğiz. Ancak ne kadar çok aklımızla mücadele verirsek gelişimimiz o denli sürekli olacak ve bu vesile ile o kadar az canımızın yanacağı gerçeğini bir kenara not etmemiz gerekli. Onun için hem yerli otomobile hem de diğer alanlardaki atılımlarımıza bir de bu açıdan baksak olmaz mı? Hem nasip olursa literatüre kazandıracağımız yeni anlayışlar ülkemize, ümmete ve tüm insanlığın faydasına olmayacak mı?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme